29 Ekim 2015 Perşembe

özür dilerim - beyaz adam / beyaz kadın çatal dilli

çok şey oldu yazmayalı. 
ülkede, dünyada, gökyüzünde, yerinyüzeyinde, çevremde, bende. 

"fazla" şey.

daha fazlalarını yaşadığım olmuştu, bunca fazla gelmemişti bir zaman, biri "fazla hız öldürür" diye uyarma ihtiyacı hissetmiş, ben anlamamıştım. 
kendime bakmamak için dışarıyı düzeltmeye çalıştığım, kendime veremediğimi dışarıdan almaya çalıştığım zamanlardı. 

sonra kendime bakmaya başladım. 

eylül başı bir doğum terapisine girdim. yeniden doğdum bi nevi. yeni doğmuş bir bebektim, savunmasız, çaresiz. 2 günün sonunda, çok güvendiğiniz bir arkadaşınızla paylaşın bu süreci demişti terapistlerim. 
mehtab'a gittim, uzandım koltuğa, bazen ağladım, bazen uzun uzun sustum. mehtap gitti çay koydu, arada geldi saçımı okşadı, gitti çorba getirdi, geldi iki espri yaptı. gitti tatlı getirdi. 
pamuklara sardı, sarmaladı beni.
"geçicek hepsi, bak yeniden doğdun, bu kez her şey farklı olacak" dedi. geçti. 

bir hafta sonra bir kadın grubuna girdim. orada kadın olmak derken aslında "olmak" için çalışacağımızı başından biliyordum. içimdeki yeni doğmuş küçük kızın birazcık, minicik büyümüş haline geri döndürmüştü beni. yaralı ve epey korkmuştu. onunla karşılaştık, ezbere tepkilerimde ne çok payı, yok düpedüz sadece onun payı olduğunu o iki günde apaçık gördüm. daha önce hissedemediğim kadar çok hissettim onun hayatıma neler yaptığını. 

ve geçen hafta bir kadın grubuna daha girdim. 30 tane kadınla 3 gün geçirdim. doğum terapisinden yeni çıkmış ve ilk çocukluk travmalarıyla yüzleşmiş minik kızımla gitmiştim gruba. orada da ilk derin meditasyonda küçük yaralı kızım geldi kucağıma oturdu. sarıldım sıkı sıkı, okşadım saçlarını, o da boynuma kollarını, belime bacaklarını sardı, yerleşti koynuma, gömdü başını göğsüme, güvendi, sevdi beni. 
orada ona, kendini korumak için bulduğu zekice savunma mekanizmalarını bir daha kullanmak zorunda kalmayacağına, onu savunmasız ve güvensiz hissedeceği durumlarda, ateş ortalarında, meydanlarda yalnız  bırakmayacağıma, en azından kontrolü elimden bırakmayacağıma ve yanımda hep güvende olacağına dair bir söz verdim. 
sonra bazı şeyleri grupla ve grubu yöneten iki kadim terapistle paylaştım. 
tarika "yaptığın şeyi çok sevdim, içindeki yaralı küçük kızı korkmadan çıkarabilmeni, onunla bağlantı kurmak için gösterdiğin güveni çok sevdim" dedi. yetişkin tarafıma güvenim gün geçtikçe büyüyordu.

grup bitti, o gece bir arkadaşım bir paylaşım yaptı. birilerini eleştiriyordu. ortaya konuşuyor, genelleme yapıyordu. eleştirdiği duruma uyan bir yanım vardı, sanırım beni kastediyordu. (muhtemelen etmiyordu)
ilk tepkim sarkastik bir şekilde gönderiyi "beğen"mek oldu. içimden "dokunmuşum galiba ona biraz" diye ince bir kibir geçti. 
belki de beni kastetmiyordu, yok yok düpedüz benden bahsediyordu. aldığı onca eğitim, verdiği bunca mahramiyete saygı sözlerini nasıl unutur da en iyileşmeye açtığım yaralı halime böyle saldırabilirdi, bunca eğitimi boşuna almış, hiçbir şey öğrenmemiş miydi? yazıktı. kızıyordum. 

yatağıma yattığımda aslında çok üzüldüğümü hissettim. epey kötü bir dille eleştirmişti. 
sevilmediğimi, kabul görmediğimi hissetmek canımı yakmıştı. en savunmasız halimi açtığım bir durumda eleştirilmek, anlayış gösterilmemiş olmak can acıtıcıydı. aslında kibirli ya da kızgın olmadığımı, halimin düpedüz "çok canım acıyor" olduğunu anladım.  
zar zor uyudum, gece yarısı kan ter içinde uyandım. göğsümün orta yerinde bi bıçak varmış gibi canım yanıyordu. nefesim kesiliyordu. acım çok güçlüydü. birden çatal dilimle canını yaktığım ve göğsüne ok yemiş yaralı bi hayvan gibi can çekişerek benden kaçan biri geldi delici bakışlarıyla karşıma. 
o oku kendime sapladığımı tüm bedenimde hissettim. öyle acıydı ki. 
sabaha kadar bu acıyla sızladım. benden kaçarken nasıl canının yandığını anladığımı sanıyordum ama şimdi bu yaşadığım, anladım sanmakla anlamanın arasındaki uçurumu görmemi sağlamıştı. 

beni eleştirdiğini düşündüğüm çatal dilli arkadaşıma bin bir teşekkür ettim bana tuttuğu büyük ayna için. 
muhtemelen kendi acılarıyla başedebilmek için böyle bir yöntem kullanıyordu. onu düşünüp hatırladım ve yüksek sesle tekrarladım : 
"onun da aynı benim gibi, kendini sevmeye ihtiyacı var. aynı benim gibi."

başedemediğim zamanlarda ezbere saldırdığım, komplekslerim, eksikliklerim, korkularım, rekabetim, çaresizliklerim, endişelerim yüzünden çatal dilimle kırdığım, üzdüğüm, benim tarafımdan kendini ötekileştirilmiş, aşağılanmış, yaralanmış, anlaşılmamış hisseden kim varsa her birinizden af diledim.

tanrı hepinizden razı olsun. 


Hiç yorum yok:

Follow by Email