5 Haziran 2012 Salı

Yoga mı Hoca mı?


Çetrefilli bir ilişkinin son demlerinde, bu ilişkiyi bitirmek gerektiğini kara kara düşündüğüm uykusuz gecelerden birinde efendi google’a ‘bağımdaşlık’ yazdım.
Nereden duymuştum bilmiyorum ama benimle ve bırakamadığım sorunlu ilişkimle bir ilgisi vardı.
Bakalım google bana yardımı olacak fikirler verebilir miydi?

Bir blog yazısı çıktı, tıkladım. Sonra çok şey değişti.

3 gün 3 gece, bazen zorunlu ağlama molaları vererek, bazen ‘haha evet işte tam da öyle’ diye gülerek o blogdaki yazıları, bazılarını tekrar tekrar, sabahlara kadar okudum.

İstanbul’da doğmuş, yaşadığım, gezdiğim, alkole, sigara dumanına, rock müziğe, yorucu ilişkilere bulandığım yerlerden benden birkaç yıl önce geçip gitmiş, sonra 3 kıtayı dolaşıp Amerika’da yaşamaya karar kılmış bu kadın sıkılıp başka dünyalar aradığım bu yerlerden uzakta, bana sıkıntılarımı ve rüyalarımı anlatıyordu.

Yazılarından birinde okuduğum bir sözü Hacı Bekir’in tarçınlı akide şekeri gibi ağzımda döndürüp durmaya başladım “istemediklerinle yüzleşmeden istediklerine kavuşamazsın”.

Sonra bir akşam blog yazarı “iki ay sonra İstanbul’da yoga derslerim başlıyor” yazdı bloğuna!
Hem de birkaç yıl önce Cihangir’de, evimin alt sokağında ara sıra gidip yoga yaptığım şu salonda olacaktı dersleri. Ertesi sabah işe gitmeden önce salona gidip kayıt yaptırmak istediğimi söyledim. Gelmesine iki ay vardı. Sabahları evde kendi kendime yoga yapıp o’na hazırlanarak beklemeye koyuldum.

bir kasım sabahı işe gitmeden önce yoga sınıfına girdiğimde, salona arkası dönük kendi yogasını yapan ufak tefek kadını gördüğümde boğazımdaki yumru yazıları okurken durduğu yere geldi yerleşti.

İlk dersler zorlu geçti. Hem bu arada biten çetrefilli ilişki, hem gelip giden o yumru hem de benim bir türlü açılamayan, pozisyonlarda titreyip duran güçsüz bacaklarım yüzünden.

Birlikte benim için çok zor 6 ay geçirdik. Sonra gitti. Dün akşam bir mektup gönderdi gittiği yerden.
Bu yazı o mektuba cevabımdır.












Hocam;

sen gideli ben her sabah yaptım yogamı.
Sınıfındaki en güçsüz bacaklar galiba benim. Diğerlerine yetişmem şimdilik mümkün görünmüyor ama kendimi her gün bir milim geçiyorum. Khaki Mudra’da topuklarım yere erişti, kurbağa'da popoyu yerden kaldırdım. Mayura ve hanuman hala uzak diyarlar ama hayal değiller artık.

Küstüğüm kemanı yeniden elime aldım. Nazlı'yla çalışıyoruz, o da harika bir öğretmen.

Seneye Amerika'ya senin oralara geleceğimi eşe dosta duyurdum, sabırla bekliyorum.

Daha önce de birkaç yoga deneyimim olmuş, derinleşemeden kalmıştı.
Şimdi hayatımı bunca değiştiren yoga sevdam mı sen misin emin değilim.

gorusmek uzere,
f.


28 Nisan 2012 Cumartesi

Ben Bertolt Brecht


'Ben Bertolt Brecht. Gördüğümü gösteririm.'

Oyun yazarıyım.
Gördüklerimi gösteririm.
İnsanların nasıl alınıp satıldığını gördüm
İnsan pazarlarında.
Bunu gösteririm ben.
Oyun yazarı.
Bertolt Brecht.


     



15 Mart 2012 Perşembe

simdilik festival programim

bir hayalim daha gerçek oluyor sayın seyirciler. bu yıl festivale vaktim var :)
gerçi on film bile çıkaramadım. şimdilik izlenecekler listesi şuncacık:


1-george harrison: fani dünyaya karşı
2-filmin hikayesi: uzun ve maceralı bir yolculuk
3-bir dilek tuttum
4-uğultulu tepeler
5-yeraltı
6-priscilla, çöller kraliçesi



28 Aralık 2011 Çarşamba

sıcak kış


kendiyle kalınca mutlu olanlardan mısınız? ben, çok afedersiniz kendimi pek severim.
o nedenle kışın gelmesi üzmez beni. kahvemi kedimi kitabımı alır evime kapanırım.
bazen "kendim" yakın çevremi de kapsar. bazen "evim" yanında rahat ettiğim yakın hissettiğim birinin evi olur.
sevgilim yamacımdaysa ne ala. yoksa da sağlık olur.

okulların ve şirketlerin tatil olmasına sebep olan şiddetli kar yağışlı bir günde işe gidemeyip geri döndüğüm ve serap'la upuzun bir kahvaltı ettiğimiz gün unutamadığım en güzel günlerimdendir örneğin. dışarıda bembeyaz kar, içeride sıcacık sohbet.

yavaşlayan metabolizmalar gibi, kafa karışıklıkları da yavaşlar sanki kışın. kışın daha çok kendini dinler insan, usulca. oradan çıkanlar belirler ruh halini. içinizde ne saklıyorsanız siz öyle olursunuz yalnız kış günlerinde.

şimdi yavaşça kahvelerimizi alıp bakıyoruz, telvelere çıkacak içimizde ne varsa.
bizi mutlu mu edecek yoksa hesaplaşmalara mı çağıracak içimizin derinlerine atıp büyüttüklerimiz?
koyun önünüze bu kış içinizde ne varsa. dileyelim oradan yeterince eğlence çıksın, çıkmıyorsa da dönüştürün.
kolay gelsin.

19 Aralık 2011 Pazartesi

otoportre


ortaokul resim hocam, aynı zamanda iş-teknik de denen uçurtma falan yaptığımız bir dersin hocası olan, yaramazlık yapan çocukları şiddetle döven fena bir adamdı. düşünün resimle ilişkimi. 


ortabirin ilk resim dersinde resim sanatının çeşitlerinden kaba dili ile bahsederken otoportrenin ressamın kendi yüzünü çizmesi olduğunu söyleyerek diğer resim çeşitlerine geçiş yapmıştı. 


otoportrenin kafamı bu kadar çok kurcalamasının, çocukları döven ve ne dediği doğru dürüst anlaşılmayan bu adamla ilgisi olmamalı. neyle ilgisi var? hala bilmiyorum. 

bir ressamın dünyada resmedilecek milyonlarca konu varken hiçbir şey bulamamış gibi aynaya bakıp kendini resmetmesine hiç anlam veremiyordum. bir nedeni olmalıydı ama düşünerek bulamıyordum. 


galiba önce anneme sordum ve sanırım herhangi bir yanıt alamadım. 
sonraları bu durumu sırayla önce narsistliğe, sanatçı egosuna, daha sonra kendilerini sanat tarihi içinde kalıcı bir yere mıhlama isteklerine, ölümsüzlük dertlerine sonra daha tanınır bilinir olma hevesleri gibi nedenlere bağladığım olmuştur. 
bunların hepsinin karışımı olabileceği gibi kendini tanıma ve kendini ifade etme şekli olarak otoportrenin önemini anlamak için bu konuda nerde boynu bükük bir yazı görsem hiç kaçırmıyorum okuyorum.  
ve sonunda bu sabah, otoportre konusunda en beğendiğim cümleleri cem akaş'tan okudum.


diyor ki cem akaş: 


"Rembrandt son dönemlerde yaptığı otoportrelerinde yalnızca öyle görünen biri değil, kendini öyle gören ve öyle bilen biridir, bunun gerektirdiği cesareti taşımaktadır. Onun kendini bildiğini görürüz. Bize gözünü kırpmadan bakar, biz onun bize gözünü kırpmadan baktığını görürüz; onun bu bakışı yalnızca onun kendini bildiğini göstermekle kalmaz, bizim de kendimizi eşit bir dürüstlükle bilir hale gelmemizi sabırla bekler."


bu aralar kendini bilmek ne çok karşıma çıkıyor.



15 Aralık 2011 Perşembe

all the world is green


tom waits bu şarkıyı söylerken bu manzarada dolaşıyorum. boabablar, hiç görmeden sevdiklerim.

yalnız


“Yeri yalnız kendi yeri,
yolu yalnız kendi yolu
olan kişi ne yerinde ne yolunda,
başka kişilere rastlamayacaktır.
–rastladıkları da, hep, onun
ne yerini ne yolunu anlayanlar olacaktır.”
O.Aruoba